Hundertwasser Türkiye'de pek tanınmıyor. Çok yönlü sanatçı ve düşünür olarak dünyada da çok ciddiye alındığı söylenemez. Normaların oldukça dışında bir çizgiye sahip olması nedeniyle normları yaratan toplumun ilgi odağı olmamasını da bu duruma bağlı olarak normal karşılamak gerekiyor.
Yapıtlarını ilgi çekmek adına yapmaz. Aksine doğaya yani insanlığa faydalı olmak ve varolan bakış açısını genişletmek gibi derdi vardır.İnsanın doğaya ait olduğunu, gün geçtikçe yaşam biçimizle doğadan uzaklaşıp doğamızı yok ettiğimizi eserlerinde bize hatırlatmaya çalışır...
Mimarlık eğitimi almadığı halde dünyanın bir çok yanında eşi bulunmayan eserler vererek doğaya karşı yapılan haksızlığı gözler önüne serer. Estetik ve yaratıcılıktan uzak kopyalama sistemi ile oluşturulan yaşam alanlarının ilerde getireceği tehlikeleri göz önüne serer.
Benim için felsefi açıdan değeri büyük olan bu sanatçıyı ilkin mimariye bakış açısını burada anlatmak istiyorum.
Mimari açıdan Gaudi ile karşılaştırılsa da Hundertwasser mimarisi daha çok doğada uyumu bozmamak için yoğun çaba sarfeden bir anlayışa sahiptir. Farklı olmak amaç olmayıp ekolojik dengeyi bozmama esasına dayananır.Binaların doğaya ve insana uyumlu olması gerektigini savunmuş, tasarımımını yaptığı binalarda da bunu yansıtmıştır. Hundertwasser'e göre, insan 3 deri katmanına sahiptir; ilki kendi derisi, ikincisi giysileri ve üçüncüsü de içinde bulunduğu binaların duvarlarıdır; Bu nedenle binalar, insanın yapısına ve doğal gereksinimlerine uymalıdır.
Doğada hiçbir şeyın katı ve düz çizgileri olmadığını varsayarak ve alışık olduğumuz düz duvar ve yerlerin, mimarların insan doğasına uymayan bir icadı olduğunu söyleyerek, binalarının gerek duvarlarını, gerek içini çesitli engebeler, yamru yumrular yaparak, her yerini rengarenk mozaiklerle kaplamış, mümkün olduğu kadar çok bitki ve kendi deyimiyle "ağaç kiracılar" yerleştirmiştir.Yapılarında pencerelerde ve çatılarda yetiştirdiği ağaçları "ağaç kiracılar" olarak tanımlar.
1980'de Viyana Alserbachstrasse’de bulunan bir binanın sakinlerine yazdığı bir mektupta yapılarda ağaç kullanmanın bazı avantajlarını şöyle sıralamıştır:
- Ağaç kiracılar, pencereden dışarıya doğru büyüyen ağaçlar, çok uzaktan görülebilir ve çoğu insanın yararınadır. Ağaç kiracılar oksijen üretir.
- Ağaç kiracılar, şehirde evlerde nemi azaltarak iklimi düzenler. Hastalık ve genel ağrılarını azaltır, daha fazla huzur getirir.
- Ağaç kiracılar, mükemmel bir çöp arıtma ve çöp süzme sistemidir. Özellikle, elektrikli süpürgelerle bile emilemeyen toksik atıklar, ağaç kiracıların bulunduğu alanda geniş bir şekilde etkisiz hale getirilir ve uzaklaştırılır. Böylece ev kadınlarının dairelerinde daha az atıkları olacaktır.
- Caddenin gürültüsü önemli ölçüde azalacak ve yatay binalar arasında bir eko etkisi yaratarak sesi boğacaktır.
- Ağaç kiracılar kısmı bir perde görevi görür ve güvenlik hissi verir insana.
- Ağaç kiracılar için birkaç metreküp toprak gerekecektir. Büyük ağaçlar olamayacaklardır, gölge sağlama kapasiteleri sınırlı olacağından güneş ve ışık eve rahatça girebilecektir, özellikle de kışın yaprakları döküldüğünde. Örümcekler ve karıncalar konusunda endişeye gerek yok, onlar ağaçlarda yaşamazlar. Fakat ne güzel bir durum ki kelebekler ve kuşlar gelecektir.
- Güzellik ve keyifli bir yaşamın kaynağı olacak; insana kendi evinde bir parça doğayla bir arada yaşama olanağı sağlayacaktır.
Pek çok insanın binaların duvarlardan oluştuğu iddaasının aksine, binaların pencerelerden oluştuğunu söyler.
Pencere diktatorlüğünden ve pencere haklarından bahseder. Farklı binaların pencerelerinin farklı ırklardan oluştuğuna ve kimi zaman aynı sokağa bakan pencereler arasında ırksal bir ayrım olduğu iddasındadır. Hatta ırkçılıkla ilgili tüm kavramları bir sokağa bakan pencereler arasında (kıyaslama yaparak) açıklar. Bu ırksal ayrımın ve nefretin sona ermesi gerektiğini söyler. Her insanın penceresinden sarkıp hayatı kucaklamaya ve elinin yetişebildiği noktaları boyamaya, kendini tüm sokağa ifade etmeye hakkı vardır. Böylelikle herkes o özgür pencereden, içeride yaşayan özgür, baskıdan kurtulmuş, standardların dışına çıkmış insanı görebilir.
Verschimmelungs-Manifest( Küf Manifestosu )
Zamanın mağlup edileceği günlerin yakın olduğunu iddia eden bir eserdir.
1958 yılında Hundertwasser tarafından mimarlıkta rasyonalizm ve işlevselciliğe karşı yazılmış, 1959 ve 1964 yıllarında eklemeler yapılmıştır.
"Mimarlıkta Akılcılığa Karşı Küf Manifestosu"dur. Mekanın rasyonel yapısına bir karşı duruşu yansıtan bildirge, mimarı özgür kılmaya çalışan erken modernistlerden farklı olarak, mimarlığı mimarlardan bağımsızlaştırmaya çalışmaktadır :
Artık resim ve heykel özgürdür, çünkü herhangi birisi istediği şekilde bir yapıt ortaya koyabilir ve sonra da onu sergiler. Mimarlıkta ise her sanatın ön koşulu olması gereken bu temel özgürlük hala yoktur, çünkü bina yapmak için hala diploma gerekiyor. Neden?
Herkes bina yapabilmelidir ve bina yapma özgürlüğü olmadıkça bugünün planlı mimarlığı hiçbir şekilde sanat sayılamaz.
Hundertwasser o güne kadar süregelen dik açı kullanmaya alternatif olarak; eğri çizgiler, süs, cephelerde renk ve çeşitlilik, kullanıcının kişisel zevkinin de yapının görünüşünü belirleyebileceği bir "güzellik" anlayışı sunmuştur.
Mimar-duvar ustası-kullanıcı bir bütündür der ve tek sözü geçenin mimar olması anlayışını kabul etmez.
Dik açılara- düz çizgilere - cetvellere- pergellere karşıdır.
Küf manifestosu çünkü: Bir yapı tamamlandıktan sonra içindeki duvarlar küflenmeye başlarsa, bu oraya yaşam girdiğinin kanıtıdır. Duvarlar yosun tutar da, evinizin dik açılı birleşmeleri yuvarlanmaya başlarsa insan sevinmelidir, çünkü evi bireyselleşmiştir, insan mimari değişikliklerin tanığı olmuştur.
Ancak küf mantarıyla birlikte yaşamayı öğrenen ve küf mantarını yaratıcı bir şekilde üretmeyi beceren teknikerler ve bilim adamları gelecekte başarılı olacaktır Hundetwasser'e göre. Küf mantarı (soyut) manada steril olan (mükemmelleştrilmiş) mimari iyi değildir. Bir mana da doğanın dolayısıyla foğamızın mükemmel olmadığını hatırlama çabbasıdır.
Bu manifesto daha çok kibrit kutusu gibi birbirinin aynısı yapılara ve içinde oturan insanların bireyselleşememesine karşı yazılmış bir manifestodur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder