1945 yapımı “Les Enfants du Paradis” döneminin değil günümüze dek yapılmış filmler arasında da büyüleyici etkisini hiç yitirmemiş bir yapıt.
Başrolde Jean-Louis Barrault aşık olunası bir oyun sergilemiş, onun yaratıcılığında ister istemez siz de Arletty (Garange)'e aşık oluyorsunuz. Garange'nin “Sevmek o kadar basit ki” cümlesi ile kendi iç dünyanıza dönerek hakikaten sevmenin zor olmadığını fakat ne kadar zorlaştırdığımızı fark ediyorsunuz. Her ne kadar aşkı tatsanızda aşkın acısının insana haz verdiğini bu filmle birlikte bir kez daha fark ediyorsunuz. Ulaşılmaz olan iç dünyamızın genişliğinde allanıp pullanarak daha bir değerli kılınıyor. Dolasıyla kendi duygumuzla yarattığımız ölümsüz olarak şekillenebiliyor.
Kendi adıma aşk ve sevgi de ulaşılmaz olanı hiç mi hiç tercih etmesem de bu tür filmlerde (bu; müzik, şiir, resimde olabiliyor.) bildiğim halde aklımda soru işareti olarak “vay be böyle aşk yaşamadım ben” diyip bir an hayıflanma yaşıyorum. Sanırım sanatın bu yanı insanı sanata bağlıyor daha çok.
Pandomim üzerine öyle etkileyici bir anlatım var ki filmde pandomimin insan sanatının yaratımında ne kadar da kusursuz olabileceğini bir kez daha bu filmle keşfetmiş olmaz beni yeniden mutlu etti. Her ne kadar sözlerin gücü tartışılmaz ise sözsüzlüğün gücü de tartışılmaz bir yansıması olarak kabul ediyorsunuz bu filmle. Doğru kelimeleri bularak söz söylemek çok zor olsa da söz söylemeden doğru duyguyu ifade edebilmek gerçekten bir sanat.
Filmin isimine baktığımız zaman ise bence bundan iyi bir isimlendirme olamazdı. Çocuk yani dünyanın çocukları bizler, büyümüş ya da büyüyemiş çocuklar olarak hayattan bir bir var olurken cennet olan bu dünyayı hırs ve budalaca istekler yüzünden cehenneme dönüştürme konusunda uzmanlaşmış yaratıklarda olsak bu filmle birlikte aslında cennetin çocukları olduğumuzu ama artık kirlettiğimiz dünya da cenneti değil daha çok cehennemi yaşadığımızı fark ediyoruz. Yine de elimizde kalan en değerli duygunun aşk olduğunu ve umudun hiç sönmeyen bir ateş olduğunu bilmekle büyük avuntumuzu fark ediyoruz bu filmle...
İzlenilesi, sevilesi, unutulmayası bir film izlemek isterseniz, Michael Carne'nin “Les Enfants du Paradis” izlemeniz gerektiğini unutmayın...
Başrolde Jean-Louis Barrault aşık olunası bir oyun sergilemiş, onun yaratıcılığında ister istemez siz de Arletty (Garange)'e aşık oluyorsunuz. Garange'nin “Sevmek o kadar basit ki” cümlesi ile kendi iç dünyanıza dönerek hakikaten sevmenin zor olmadığını fakat ne kadar zorlaştırdığımızı fark ediyorsunuz. Her ne kadar aşkı tatsanızda aşkın acısının insana haz verdiğini bu filmle birlikte bir kez daha fark ediyorsunuz. Ulaşılmaz olan iç dünyamızın genişliğinde allanıp pullanarak daha bir değerli kılınıyor. Dolasıyla kendi duygumuzla yarattığımız ölümsüz olarak şekillenebiliyor.Kendi adıma aşk ve sevgi de ulaşılmaz olanı hiç mi hiç tercih etmesem de bu tür filmlerde (bu; müzik, şiir, resimde olabiliyor.) bildiğim halde aklımda soru işareti olarak “vay be böyle aşk yaşamadım ben” diyip bir an hayıflanma yaşıyorum. Sanırım sanatın bu yanı insanı sanata bağlıyor daha çok.
Pandomim üzerine öyle etkileyici bir anlatım var ki filmde pandomimin insan sanatının yaratımında ne kadar da kusursuz olabileceğini bir kez daha bu filmle keşfetmiş olmaz beni yeniden mutlu etti. Her ne kadar sözlerin gücü tartışılmaz ise sözsüzlüğün gücü de tartışılmaz bir yansıması olarak kabul ediyorsunuz bu filmle. Doğru kelimeleri bularak söz söylemek çok zor olsa da söz söylemeden doğru duyguyu ifade edebilmek gerçekten bir sanat.
Filmin isimine baktığımız zaman ise bence bundan iyi bir isimlendirme olamazdı. Çocuk yani dünyanın çocukları bizler, büyümüş ya da büyüyemiş çocuklar olarak hayattan bir bir var olurken cennet olan bu dünyayı hırs ve budalaca istekler yüzünden cehenneme dönüştürme konusunda uzmanlaşmış yaratıklarda olsak bu filmle birlikte aslında cennetin çocukları olduğumuzu ama artık kirlettiğimiz dünya da cenneti değil daha çok cehennemi yaşadığımızı fark ediyoruz. Yine de elimizde kalan en değerli duygunun aşk olduğunu ve umudun hiç sönmeyen bir ateş olduğunu bilmekle büyük avuntumuzu fark ediyoruz bu filmle...İzlenilesi, sevilesi, unutulmayası bir film izlemek isterseniz, Michael Carne'nin “Les Enfants du Paradis” izlemeniz gerektiğini unutmayın...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder