














İsmi ile sizi çeken içine alan doğallığı ile her karesinde izleyiciyi de o anı yaşarmışcasına içine alan bir yapım olmuş.
Belgesel kategorisinde olsa da ben daha çok film olarak izledim diyebilirim.

Filmin en önemli özelliği ise filmde rol alan oyuncu olmaması gerçek hayatta kim ne ise onu yansıtıyor olması bu nedenle “belgesel” olarak nitelendirilmesi daha doğru oluyor doğal olarak.


İzlemeye değer hatta izlemekten keyif alacağınız belgesel film arıyorsanız “İki Dil Bir Bavul” sizi bekliyor olacak.

İnsanın içini sıcacık bir his kaplar yüzünde kocaman bir tebessüm sanki hep oradaymış orada kalacakmış gibi olur ya.... İşte tam bu minvalde bir film L'Atalante
Sinemanın büyüsünü tüm masumiyetiyle izleyiciye aktaran. İnsanın içindeki boşlukları küçük ama büyük hoşluklarla dolduran bir film...

Hiçbir iddiası yokmuşçasına ama sinema adına büyük iddia yaratan bir film çekmek için ayrı bir yetenek gerekiyor... Bu yeteneği Jean Vigo fazlasıyla taşıyor.
Aynı şiir gibi, iyi şiir yazabilmek için kelimelerle oyun oynamaktan öte duyguların özüne inerek onları ifade eden kelimeleri ortaya çıkarmak bir maharettir. Süslemeden, yormadan, yorulmadan...

Güzel olan basittir. Basit olanı yaratmak ise insan için en zor olanıdır. Yakın tarih boyunca insan mantığı doğasını reddederek mükemmel olma çabasından ötürü basit olanı yok ederek hayal kırıklıkları yaratma üzerine üst seviyelerde gezinip durmuştur.
Bu filmde basit ve sade olanın güzelliğini yakalamak veya nasıl bir güzellik olduğunu görmek için sinema adına en iyi örneklerden biri...
Geç de olsa! Teşekkürler Jean Vigo