dünya sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünya sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2011 Cumartesi

Rene Clement filmi “Jeux Interdits” (Yasak Oyunlar)



Son zamanlarda kitap okumanın önünü sinema aldı, fırsat buldukça kitap okur gibi film izler oldum.

Tabii ki kitabın yerini tutmuyor ama izlediğimiz güzel filmler nedense yüreğimde kitap tadı bırakıyor. İşte bu filmde onlardan biriydi....

Acıyı acıtmadan anlatan izlediğim sanırım en iyi film.


Rene Clement'in “Jeux Interdits” (Yasak Oyunlar) filmi. 1952 yılına ait bir yapım. Minik bir kızın hikayesi. Bombardıman altında olan köprüyü geçerken annesi, babası ve köpeği ölüyor. Anne ve babasının ölümünü küçük dünyası içinde daha olağan karşılarken, köpeğinin ölümünü bir türlü kabullenmek istemiyor. Biliyorki annesi babası yok ama en azından köpeği olmalı. Oradaki başka bir kadın tarafından ölü olduğu için nehre atılan köpeğinin peşinden sürüklenirken kendinden birkaç yaş büyük Michel'le karşılaşıyor Paulette. Michel ona umut veriyor yeni bir köpek vereceği bileceği vaadiyle.

Paulette ve Michel arasındaki sıkı dostluk “ölüler ve haçlar” üzerinden devam ediyor.

Acı dolu bir hayatı hiç acıtmadan anlatmak gerçekten müthiş etkileyici, çünkü filmi izlerken bolca gülümsüyorsunuz.(en azından ben gülümsedim). İnsanın bitmek bilmeyen gündelik savaşlarının yanısıra bir topluma maledilen savaş taraftarı olup olmama konusunda seçeneksiz bırakan ikinci dünya savaşından bir çocuğun içsel dünyasına çocukça bakabilmeyi Rene Clement büyük bir beceri ile başarmış.

Savaşın bir çocuk üzerinde nasıl bir etki oluşturacağını gözle önüne seriyor. Belki de sadece insanın kirlettiği bu dünyanın korkunçluğunu ürkütmeden bir oyuna dönüştüren çocukların masumane bakış açısıyla başka bir açıdan gözler önüne seren son derece keyifli bir sinema filmi desem hiçte abartmış olmam.


13 Mayıs 2010 Perşembe

Alkatraz Kuşcusu (Birdman of Alcatraz)

Etkileyici bir film izlemek isterseniz!


İmdb olsam kesinlikle halkın nabzını tutmadan önce onlara ben bir liste yapar sonra da bu nabzı kaliteye doğru yükseltirdim tabii sıralamanın başındakilerden biri de “Alkatraz Kuşcusu” olurdu.


Hani derler ya “mesaj vermek gerek” “eğitici öğretici olmalı”, “eğlenirken öğrenmeli” gibi basma kalıp bir çok tanım vardır. Sıkıcı tanımlardır ama Alkatraz Kuşcusu için umudu olmayan insanlara dair o kadar çok tüyo veriyor ki kesinlikle büyük mesajlar barındırıyor içerisinde. Gerçekten müthiş etkili bir film, herkesin izlemelisi gerekenlerin başında geliyor, insan bilincinde yol katetme babında son derece önemli buluyorum bu filmi.

12 Kızgın Adam ( 12 Angry Men )

Muhteşem bir filmdi....



Yılın en sıck günü olan havasız, kasvetli bir odanın içinde 12 adamın juri olarak karar vermesi üzerine beyin fırtınası yaratan konuşmaların geçtiği yani düşünmenin hareket yarattığı bir saniyesini bile gözden kaçırmayı göze alamıyacağınız kadar etkili bir filmdi.

Tek bir mekan ve oniki adam filmin örgüsü son derece basit ama bu yönetmenin harikalar yaratamıcağı anlamına gelmiyor. Aksine bu sadelikten dünya tarihine geçen bir film yaratmış. iyi ki oscar alamamış çünkü oscarın hep bir politakısı olmuş bu politika içersinde de onca kötü varken bu filmi aralarına sokmamakla pek iyi ettiklerini düşünüyorum.



Amerikan sinamasının gerçeği yansıtmayan bol aksiyonlu filmleri aslında bir nevi onların dünya üzerindeki hakim olma kaygılarının altyapısını oluşturuyor gibi gelir bana. Hakim olma duygularını da bu bol aksiyonlu filmlerde ki hayal dünyası ile tatmin ettiklerini düşünüyorum.

Bu mana da genelleme yapmam çoğunluğun tepkilerine dairdir.

Sinemada çok başarılı olduğunu düşündüğüm her bir filmini ayrı ayrı önemsediğim Linklater, Cassevetes de Amerikalıdır ama diğerleri gibi aksiyona ihtiyaç duymadan çok para götürmeliyim derdi olmadan, seyirciyi kısa süreliğine nasıl kandırır da sinemalara akın akın getiren görüntüler kullanırım gibi -sıradan bir beynin- ötesine geçerek kalıcı bir şeyler üretmeyi başaran dünya sonra da amerikan sinemasının önemli şahsiyetleridir.

Bu; uçan göçen kaçan doğaüstü hiçbir mistizmi olmayan filmlerin yaratıcı olan Hollywooda olan tepkidir. Nasıl iyi kitap okudunuzda içinde kaybolur gidersiniz ya sinema da benim için aynı şeyi ifade ediyor.

Amerikan sineması "cinema" terimini kullanmayı da bu mana da reddetmiş doğal olarak, mowie diye tanımlıyorlar. Mowie, “move” kökünden gelen bir isim. Move, motion'ın tam karşılığı ise hareket etmek.


Geç oldu güç oldu ama çok çok iyi oldu, 1957 yılına ait Sidney Lumet'e sonsuz teşekkürler...