

















Hundertwasser Türkiye'de pek tanınmıyor. Çok yönlü sanatçı ve düşünür olarak dünyada da çok ciddiye alındığı söylenemez. Normaların oldukça dışında bir çizgiye sahip olması nedeniyle normları yaratan toplumun ilgi odağı olmamasını da bu duruma bağlı olarak normal karşılamak gerekiyor.
Yapıtlarını ilgi çekmek adına yapmaz. Aksine doğaya yani insanlığa faydalı olmak ve varolan bakış açısını genişletmek gibi derdi vardır.
Mimari açıdan Gaudi ile karşılaştırılsa da Hundertwasser mimarisi daha çok doğada uyumu bozmamak için yoğun çaba sarfeden bir anlayışa sahiptir. Farklı olmak amaç olmayıp ekolojik dengeyi bozmama esasına dayananır.
Doğada hiçbir şeyın katı ve düz çizgileri olmadığını varsayarak ve alışık olduğumuz düz duvar ve yerlerin, mimarların insan doğasına uymayan bir icadı olduğunu söyleyerek, binalarının gerek duvarlarını, gerek içini çesitli engebeler, yamru yumrular yaparak, her yerini rengarenk mozaiklerle kaplamış, mümkün olduğu kadar çok bitki ve kendi deyimiyle "ağaç kiracılar" yerleştirmiştir.
Pencere diktatorlüğünden ve pencere haklarından bahseder. Farklı binaların pencerelerinin farklı ırklardan oluştuğuna ve kimi zaman aynı sokağa bakan pencereler arasında ırksal bir ayrım olduğu iddasındadır. Hatta ırkçılıkla ilgili tüm kavramları bir sokağa bakan pencereler arasında (kıyaslama yaparak) açıklar.
1958 yılında Hundertwasser tarafından mimarlıkta rasyonalizm ve işlevselciliğe karşı yazılmış, 1959 ve 1964 yıllarında eklemeler yapılmıştır.
"Mimarlıkta Akılcılığa Karşı Küf Manifestosu"dur. Mekanın rasyonel yapısına bir karşı duruşu yansıtan bildirge, mimarı özgür kılmaya çalışan erken modernistlerden farklı olarak, mimarlığı mimarlardan bağımsızlaştırmaya çalışmaktadır :
Artık resim ve heykel özgürdür, çünkü herhangi birisi istediği şekilde bir yapıt ortaya koyabilir ve sonra da onu sergiler. Mimarlıkta ise her sanatın ön koşulu olması gereken bu temel özgürlük hala yoktur, çünkü bina yapmak için hala diploma gerekiyor. Neden?
Herkes bina yapabilmelidir ve bina yapma özgürlüğü olmadıkça bugünün planlı mimarlığı hiçbir şekilde sanat sayılamaz.
Hundertwasser o güne kadar süregelen dik açı kullanmaya alternatif olarak; eğri çizgiler, süs, cephelerde renk ve çeşitlilik, kullanıcının kişisel zevkinin de yapının görünüşünü belirleyebileceği bir "güzellik" anlayışı sunmuştur.
Mimar-duvar ustası-kullanıcı bir bütündür der ve tek sözü geçenin mimar olması anlayışını kabul etmez.
Dik açılara- düz çizgilere - cetvellere- pergellere karşıdır.
Küf manifestosu çünkü: Bir yapı tamamlandıktan sonra içindeki duvarlar küflenmeye başlarsa, bu oraya yaşam girdiğinin kanıtıdır. Duvarlar yosun tutar da, evinizin dik açılı birleşmeleri yuvarlanmaya başlarsa insan sevinmelidir, çünkü evi bireyselleşmiştir, insan mimari değişikliklerin tanığı olmuştur.
Ancak küf mantarıyla birlikte yaşamayı öğrenen ve küf mantarını yaratıcı bir şekilde üretmeyi beceren teknikerler ve bilim adamları gelecekte başarılı olacaktır Hundetwasser'e göre. Küf mantarı (soyut) manada steril olan (mükemmelleştrilmiş) mimari iyi değildir. Bir mana da doğanın dolayısıyla foğamızın mükemmel olmadığını hatırlama çabbasıdır.
Bu manifesto daha çok kibrit kutusu gibi birbirinin aynısı yapılara ve içinde oturan insanların bireyselleşememesine karşı yazılmış bir manifestodur.