1 Mayıs 2010 Cumartesi

L'Atalante - Jean Vigo


İnsanın içini sıcacık bir his kaplar yüzünde kocaman bir tebessüm sanki hep oradaymış orada kalacakmış gibi olur ya.... İşte tam bu minvalde bir film L'Atalante

Sinemanın büyüsünü tüm masumiyetiyle izleyiciye aktaran. İnsanın içindeki boşlukları küçük ama büyük hoşluklarla dolduran bir film...



Hiçbir iddiası yokmuşçasına ama sinema adına büyük iddia yaratan bir film çekmek için ayrı bir yetenek gerekiyor... Bu yeteneği Jean Vigo fazlasıyla taşıyor.

Aynı şiir gibi, iyi şiir yazabilmek için kelimelerle oyun oynamaktan öte duyguların özüne inerek onları ifade eden kelimeleri ortaya çıkarmak bir maharettir. Süslemeden, yormadan, yorulmadan...



Güzel olan basittir. Basit olanı yaratmak ise insan için en zor olanıdır. Yakın tarih boyunca insan mantığı doğasını reddederek mükemmel olma çabasından ötürü basit olanı yok ederek hayal kırıklıkları yaratma üzerine üst seviyelerde gezinip durmuştur.

Bu filmde basit ve sade olanın güzelliğini yakalamak veya nasıl bir güzellik olduğunu görmek için sinema adına en iyi örneklerden biri...

Geç de olsa! Teşekkürler Jean Vigo


30 Nisan 2010 Cuma

Nuri Bilge Ceylan ve Üç Maymun'u



Nuri bilge ceylan “Kasaba” “Mayıs Sıkıntısı” ve “Uzak”ta sahiplendiğim bir yönetmen olarak üzerine konuşmaktan son derece keyif aldığım bir sinemacıydı... Altın Portakalda kendisiyle tanışmış, minik bir sohbet yapmıştık fakat “İklimler” filminin gösterim öncesinde idi.

"İklimler" bol bol sıkılarak izlediğim ilk filmi olmuştu, üzülmüştüm kendi adıma... Kitaplarda olduğu gibi sinemada da üretenin yapıtlarını toplu olarak ele almayı seviyorum. Bu manada da Nuri Bilge Ceylan biraz benden uzaklaşmış oldu...

"Üç Maymun" filmini hemen izleme kaygısında olmamamın nedeni de “ya yine hayal kırıklığına uğrarsam”dı. Bu kez ise daha farklı oldu hayal kırıklığım.. Kesinlikle kötü bir film değil fakat sıradanlığı yoruculuğu ile bitirene kadar bir nevi bittiğim bir film oldu. Ara vere vere ancak izleyebildim sonuna dek...

Bir nevi ödül almak amacıyla mı yapılmış... bu konuda şüphelerim var, Nuri Bilge kendi tarzının dışına çıkmış veya tarzına başkalarının tarzını ekleyerek diğer ilk üç filmdeki “sinema yapma masumiyeti”ni, amatör ruhunu yitirmiş yerine kaygılı “böyle yaparsan” veya “böyle yaparsam iyi olur”lu bir film yapmış-lar- gibi geldi bana....

Ve sanıyorum ki bundan böyle de o masumiyete dönüş olmayacak artık benim için...

Sevdiğim üç filmi dışında, sevdiğim yönetmen olarak "Nuri Bilge Ceylan”ın adını kullanmam hoş olmayacak, çünkü ben artık onun algılama biçimi ve kaygılarına uzağım.

28 Nisan 2010 Çarşamba

Gabbeh



İçim eriye eriye izlediğim bir film daha... Ohh be dünya varmış.

Muhteşemdi renkler, masal gibi bir kurgu, sımsıcak bir sanat büyüsü...



22 Nisan 2009 Çarşamba

Bodrumun yolları bahar, iklimi deniz...

Ve

Aklımda bahar içimde deniz sıcaklığı ile

Büyüttüğüm bir Bodrum hikayesi


Baharda doğa kendini süsle, nazla allayıp pullayıp olmadık oyunlar eder insana... Ama baharda Akdeniz başka türlü tesir eder göze ve gönüle... Doğusu ayrı, batısı ayrı büyüler...

Bu kez doğudan batıya akdeniz dedim kendime ve yola koyuldum. Yol yorucu, git git bitmiyor... diyorum ki atın terkisine binip salına salına yapmak lazım bu yolculuğu ama atın terkisi eskilerde kalmış ben ise yenilerde... nafile.

Var olan ile yetinip otobüsün penceresinden doğaya olan aşkımı sessizce haykırıp durdum yol boyunca. Papatyalar, gelincikler, portakal ağaçları, nazenin zeytin ağaçları, say say bitmeyecek sayısız güzellik. Doğa tüm cömertliği ile insana neler bahşettiğini anlatıyor adeta.

İnsanın içine bir kere büyü girmiş ise bir daha ömür billah çıkmıyor...

Yolun sonu dosta varır benim atlasımda.

Tahmin edersiniz ki yine öyle oldu.

Dosta varmak güzeldi dostla olmak daha bir güzeldi, bir de bunun yanında yeni bir insan daha tanımak ve anlamak beni iyice doyurdu...

Yolculuğun sonunda ise leyleklerin gökyüzündeki ritüeli ile bu hikayeyi sonlandırmak ÖMRE BEDELDİ.

5 Nisan 2009 Pazar

"MILK" Harvey Milk

MILK

2008 yılı yapımı

Harvey Milk yani “Milk” filmini izlemden önce hayatın böyle bir cesarete şahit olduğunu bilmiyordum. Etkileyici bir öykü oldukça iyi işlenmiş bir ”Gus Van Sant” filmi. Oyunculuk üzerine ders olarak işlenilecek kadar kaliteli “Sean Pean” oyunu da cabası.

Filmi ağzım açık habire sorgulamakla meşgul bir beyin yumağı olarak izledim. Hayatta var olan duygular yahutta seçimlerden dolayı insanların duygularının nasıl istismar edileceğine bir kez daha şahit oldum. İnsan korkusunun (saplantı) boyutu ne kadar büyükse çevresine vereceği zarar ile orantılı geliştiğini yeniden bu filmle fark ettim. Dinin yani Tanrı'nın toplumun işine gelmediği zaman en başta sömürülecek olan inanç biçimi olduğunu bir kez daha onayladım.

“Kahramanlık” diye bir kavramın içi doldurulacaksa hayatta, bence en şık şekilde doldurulmuş örneklerden biri olmuş. Filmin sonunda ölümünden sonra insanların umudu yitirmemesi ve kendi hayatın amacı üzerine doldurduğu ses bandında söyledikleri ise öyle içten ve anlamlı ki...

"kendime şunu sordum. bir suikast neyi engelleyebilir? beş kişi? on kişi? yüz? binlerce kişi? beynime giren kurşun beni öldürebilir ve kapılarımı kapatabilir fakat insanlardan devam etmelerini istiyorum. Bu iş kişisel değil. Ego veya güç ile de ilgili değil. Özümüzle ilgili. Sadece eşcinseller değil, siyahlar, asyalılar, yaşlılar, engelliler... Umut olmadan, öz varolamaz. Biliyorum ki sadece umutla yaşanamaz. ama umut olmadan da hayat yaşanmaya değer değildir. Yani siz, hepiniz... onlara umut verin.''

“Bunun üzerine diyecek daha ne var ki” diyemiyorum. tabii ki insan kaosun içinde böylesine anlamlı diyeceklerimiz o kadar çok ki...



Harvey Milk kimdir?
(22 Mayıs 1930 – 27 Kasım 1978),
Amerika Birleşik Devletleri ABD'li politikacı, Kaliforniya eyaletinde cinsel tercihleri bilinerek belediye meclisine seçilen ilk eşcinsel erkek. Homoseksüelliğini uzun yıllar boyunca açıklama ihtiyacı hissetmeyen ve kırk yaşına gelene kadar bu konudaki sivil hareketlere katılmayı tercih etmeyen Milk, kararını 1960'ların karşı kültür hareketinde yer aldıktan sonra değiştirdi.

1972 yılında, New York'tan "San Fransisko"ya taşındı ve 1970'li yıllarda bu şehirdeki Castro Bölgesi'ne eşcinsel erkeklerin göçünün öncülerinden biri oldu. Kendi ilgi alanlarını duyurmak için çevrenin politik ve ekonomik gücünü kullanmasına rağmen seçimlerde üç kez başarısız oldu. Teatral kampanyaları sayesinde popülaritesi yükseldi ve 1977 yılında şehir denetçisi olarak seçildi. Seçilmesi aynı zamanda şehirdeki sosyal değişikliklerin habercisi oldu.

Milk on bir ay boyunca bulunduğu görevinde San Fransisko'daki eşcinsel haklarının geliştirilmesiyle ilgilendi.

27 Kasım 1978'de Milk ve belediye başkanı George Moscone, bir süre önce istifa etmiş fakat görevini geri isteyen bir diğer meclis üyesi Dan White'ın suikastine uğrayarak yaşamlarını kaybettiler. Milk'in seçilmesine sebep olan liberal eğilimlerin yaşadığı anlaşmazlıklar ve eyaletteki bu değişikliklere karşı olan muhafazakar direnç suikast ve onu takip eden olaylarda tamamen açığa çıktı.

San Fransisko Üniversitesi profesörlerinden Peter Novak'a göre politikadaki kısa kariyerine rağmen, Milk, San Fransisko'da bir ikon ve "eşcinsel hakları kahramanı" olmayı başardı. 2002 yılında, Milk, Birleşik Devletler'de seçilmiş en ünlü ve açık bir şekilde bilinen LGBT politikacı ilan edildi. Son kampanyasının yöneticisi olan Anne Kronenberghakkında "Harvey'i sizden ya da ben ayıran en önemli özelliği hayalgücüydü. Kafasında olması gereken doğru bir dünya düşledi ve sonra onu, hepimiz için gerçekte yaratabilmek için çalıştı" dedi.

Kaynak: Wikipedia