Muhteşem bir filmdi....

Yılın en sıck günü olan havasız, kasvetli bir odanın içinde 12 adamın juri olarak karar vermesi üzerine beyin fırtınası yaratan konuşmaların geçtiği yani düşünmenin hareket yarattığı bir saniyesini bile gözden kaçırmayı göze alamıyacağınız kadar etkili bir filmdi.
Tek bir mekan ve oniki adam filmin örgüsü son derece basit ama bu yönetmenin harikalar yaratamıcağı anlamına gelmiyor. Aksine bu sadelikten dünya tarihine geçen bir film yaratmış. iyi ki oscar alamamış çünkü oscarın hep bir politakısı olmuş bu politika içersinde de onca kötü varken bu filmi aralarına sokmamakla pek iyi ettiklerini düşünüyorum.

Amerikan sinamasının gerçeği yansıtmayan bol aksiyonlu filmleri aslında bir nevi onların dünya üzerindeki hakim olma kaygılarının altyapısını oluşturuyor gibi gelir bana. Hakim olma duygularını da bu bol aksiyonlu filmlerde ki hayal dünyası ile tatmin ettiklerini düşünüyorum.
Bu mana da genelleme yapmam çoğunluğun tepkilerine dairdir.
Sinemada çok başarılı olduğunu düşündüğüm her bir filmini ayrı ayrı önemsediğim Linklater, Cassevetes de Amerikalıdır ama diğerleri gibi aksiyona ihtiyaç duymadan çok para götürmeliyim derdi olmadan, seyirciyi kısa süreliğine nasıl kandırır da sinemalara akın akın getiren görüntüler kullanırım gibi -sıradan bir beynin- ötesine geçerek kalıcı bir şeyler üretmeyi başaran dünya sonra da amerikan sinemasının önemli şahsiyetleridir.
Bu; uçan göçen kaçan doğaüstü hiçbir mistizmi olmayan filmlerin yaratıcı olan Hollywooda olan tepkidir. Nasıl iyi kitap okudunuzda içinde kaybolur gidersiniz ya sinema da benim için aynı şeyi ifade ediyor.
Amerikan sineması "cinema" terimini kullanmayı da bu mana da reddetmiş doğal olarak, mowie diye tanımlıyorlar. Mowie, “move” kökünden gelen bir isim. Move, motion'ın tam karşılığı ise hareket etmek.

Geç oldu güç oldu ama çok çok iyi oldu, 1957 yılına ait Sidney Lumet'e sonsuz teşekkürler...

Yılın en sıck günü olan havasız, kasvetli bir odanın içinde 12 adamın juri olarak karar vermesi üzerine beyin fırtınası yaratan konuşmaların geçtiği yani düşünmenin hareket yarattığı bir saniyesini bile gözden kaçırmayı göze alamıyacağınız kadar etkili bir filmdi.
Tek bir mekan ve oniki adam filmin örgüsü son derece basit ama bu yönetmenin harikalar yaratamıcağı anlamına gelmiyor. Aksine bu sadelikten dünya tarihine geçen bir film yaratmış. iyi ki oscar alamamış çünkü oscarın hep bir politakısı olmuş bu politika içersinde de onca kötü varken bu filmi aralarına sokmamakla pek iyi ettiklerini düşünüyorum.

Amerikan sinamasının gerçeği yansıtmayan bol aksiyonlu filmleri aslında bir nevi onların dünya üzerindeki hakim olma kaygılarının altyapısını oluşturuyor gibi gelir bana. Hakim olma duygularını da bu bol aksiyonlu filmlerde ki hayal dünyası ile tatmin ettiklerini düşünüyorum.
Bu mana da genelleme yapmam çoğunluğun tepkilerine dairdir.
Sinemada çok başarılı olduğunu düşündüğüm her bir filmini ayrı ayrı önemsediğim Linklater, Cassevetes de Amerikalıdır ama diğerleri gibi aksiyona ihtiyaç duymadan çok para götürmeliyim derdi olmadan, seyirciyi kısa süreliğine nasıl kandırır da sinemalara akın akın getiren görüntüler kullanırım gibi -sıradan bir beynin- ötesine geçerek kalıcı bir şeyler üretmeyi başaran dünya sonra da amerikan sinemasının önemli şahsiyetleridir.
Bu; uçan göçen kaçan doğaüstü hiçbir mistizmi olmayan filmlerin yaratıcı olan Hollywooda olan tepkidir. Nasıl iyi kitap okudunuzda içinde kaybolur gidersiniz ya sinema da benim için aynı şeyi ifade ediyor.
Amerikan sineması "cinema" terimini kullanmayı da bu mana da reddetmiş doğal olarak, mowie diye tanımlıyorlar. Mowie, “move” kökünden gelen bir isim. Move, motion'ın tam karşılığı ise hareket etmek.

Geç oldu güç oldu ama çok çok iyi oldu, 1957 yılına ait Sidney Lumet'e sonsuz teşekkürler...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder