25 Mayıs 2010 Salı

Hayata umut, neşe katan DELİLER Serisi I

WILLARD WIGAN


1957 yılında İngiltere Birmingham'da doğmuş. Disleksi (öğrenme (algılama) bozukluğu) hastası olan Willard küçük yaşlarda sanat hayatına adım atmış.

“5 yaşındayken karıncalar için ev yapmaya başladım, yaşamak için bir yaşam alanına ihtiyaçları vardı. Ayakkabı ve şapkadan evler yaptım. Bu fantastik dünya disleksiden beni uzak tutuyord, ta ki 'mikro heykel kariyeri'me dek bu böyle devam etti" diyor.




Mikro heykel malzemesi olarak toz zerrecikleri, şeker kristalleri, metal döküm tekniklerini ile aşağıda görülen aletlerle sanatla bilim arasında bağ kurmuş.

Yapım aşamalarının yaklaşık 3 ay kadar sürdüğünü söylüyor.

16 Mayıs 2010 Pazar

Beğendiklerim III

GOLNAZ FATHİ

1972 Tahran doğumlu Gülnaz Fathi 1995 yılında Azad Sanat Üniversitesi Grafik Bölümü'nden mezun olmuş. Daha sonra Kaligrafi eğitimi alarak kaligrafi üzerine yoğunlaşmış...


Kişisel Sergiler

2010 Ride Like the Wind, Sultan Galeri, Kuveyt
2009 Doha series, The Third Line, Doha, Katar
2008 My Freedom, Xerxes Galeri, Londra, UK
Sleepless Nights, The Third Line, Dubai, BAE
2007 Beyond Words, La Fontaine Centre of Contemporary Art, Bahreyn
2006 Golnaz Fathi, The Third Line, Dubai, BAE
2005 Solo Exhibition, Space SD, Beyrut, Lübnon
Un-Written, The Third Line, Dubai, UAE
Virtual Painting Exhibition, Art East,
Espace SD, Beyrut, Lübnan
Maison des Jeunes et de la Culture de Neuilly, Neuilly-sur-Seine, Fransa
Agence Le Carré Bleu, Paris, Fransa
Galerie L’oeil du Huit, Paris, Fransa
Golestan Galeri, Tahran, Iran
2002 S Golestan Galeri, Tahran, Iran
2000 Golestan Galeri, Tahran, Iran
Solo Exhibition, Shahr-e-Ketab Niavaran Kitapçısı, Tehran, Iran
1999 Seyhoon Galeri, Tahran, Iran
1998 Seyhoon Galeri, Tahran, Iran





14 Mayıs 2010 Cuma

Beğendiklerim II

SHIVA AHMEDI



1975 yılı Tahran doğumlu Ahmedi, Tahran'da Azad Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümünü bitirmiş ardından Amerika'ya yerleşmiş ve farklı üniversitelerde ders vermeye hala devam ediyor. Amerika, Londra ve Duabi başta olmak üzere bir çok sergide etkileyici çalışmalarıyla göz kamaştırıyor.

O da amerikayı yaratıcılıklarıyla zenginleştiren nice göçmen kuşlardan birisi...

Şu an Cranbrook Sanat Akedemisinde hocalık yaparak bu zenginliğini bir yandan da öğrencilere aktarmaya devam ediyor.




2009 yılında Contemporary İstanbul'a petrol varilleriyle katılmış.


13 Mayıs 2010 Perşembe

Alkatraz Kuşcusu (Birdman of Alcatraz)

Etkileyici bir film izlemek isterseniz!


İmdb olsam kesinlikle halkın nabzını tutmadan önce onlara ben bir liste yapar sonra da bu nabzı kaliteye doğru yükseltirdim tabii sıralamanın başındakilerden biri de “Alkatraz Kuşcusu” olurdu.


Hani derler ya “mesaj vermek gerek” “eğitici öğretici olmalı”, “eğlenirken öğrenmeli” gibi basma kalıp bir çok tanım vardır. Sıkıcı tanımlardır ama Alkatraz Kuşcusu için umudu olmayan insanlara dair o kadar çok tüyo veriyor ki kesinlikle büyük mesajlar barındırıyor içerisinde. Gerçekten müthiş etkili bir film, herkesin izlemelisi gerekenlerin başında geliyor, insan bilincinde yol katetme babında son derece önemli buluyorum bu filmi.

Beğendiklerim I

ROYA FARASSAT



Roya Farassat, İran'ın başkenti Tahranda doğmuş. Parsons Tasarım Okulu Heykel Merkezi'nde eğitimini 1986 yılında tamamlamış. Ardından 2001 yılında Newyorkda Heykel Merkezinde kaynak teknikleri üzerine eğitim almış.



Çeşitli ödüller alan sanatçı dünyanın farklı bölgelerinde çeşitli sergiler açmış. Zengin ve özgün tarzı ile beğenilenler arasında olmaya devam edecek görünüyor.



12 Kızgın Adam ( 12 Angry Men )

Muhteşem bir filmdi....



Yılın en sıck günü olan havasız, kasvetli bir odanın içinde 12 adamın juri olarak karar vermesi üzerine beyin fırtınası yaratan konuşmaların geçtiği yani düşünmenin hareket yarattığı bir saniyesini bile gözden kaçırmayı göze alamıyacağınız kadar etkili bir filmdi.

Tek bir mekan ve oniki adam filmin örgüsü son derece basit ama bu yönetmenin harikalar yaratamıcağı anlamına gelmiyor. Aksine bu sadelikten dünya tarihine geçen bir film yaratmış. iyi ki oscar alamamış çünkü oscarın hep bir politakısı olmuş bu politika içersinde de onca kötü varken bu filmi aralarına sokmamakla pek iyi ettiklerini düşünüyorum.



Amerikan sinamasının gerçeği yansıtmayan bol aksiyonlu filmleri aslında bir nevi onların dünya üzerindeki hakim olma kaygılarının altyapısını oluşturuyor gibi gelir bana. Hakim olma duygularını da bu bol aksiyonlu filmlerde ki hayal dünyası ile tatmin ettiklerini düşünüyorum.

Bu mana da genelleme yapmam çoğunluğun tepkilerine dairdir.

Sinemada çok başarılı olduğunu düşündüğüm her bir filmini ayrı ayrı önemsediğim Linklater, Cassevetes de Amerikalıdır ama diğerleri gibi aksiyona ihtiyaç duymadan çok para götürmeliyim derdi olmadan, seyirciyi kısa süreliğine nasıl kandırır da sinemalara akın akın getiren görüntüler kullanırım gibi -sıradan bir beynin- ötesine geçerek kalıcı bir şeyler üretmeyi başaran dünya sonra da amerikan sinemasının önemli şahsiyetleridir.

Bu; uçan göçen kaçan doğaüstü hiçbir mistizmi olmayan filmlerin yaratıcı olan Hollywooda olan tepkidir. Nasıl iyi kitap okudunuzda içinde kaybolur gidersiniz ya sinema da benim için aynı şeyi ifade ediyor.

Amerikan sineması "cinema" terimini kullanmayı da bu mana da reddetmiş doğal olarak, mowie diye tanımlıyorlar. Mowie, “move” kökünden gelen bir isim. Move, motion'ın tam karşılığı ise hareket etmek.


Geç oldu güç oldu ama çok çok iyi oldu, 1957 yılına ait Sidney Lumet'e sonsuz teşekkürler...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Emi Mariduki 'den Suluboya Masallar

Dışarıda bahar türlü renk ve kokularıyla gönlümüzü şenlendirirken, baharı tasvir eden bu resimleri paylaşmadan edemedim!









9 Mayıs 2010 Pazar

İki Dil Bir Bavul

Yakın döneme ait(2009) başarılı bir yapım daha!


İsmi ile sizi çeken içine alan doğallığı ile her karesinde izleyiciyi de o anı yaşarmışcasına içine alan bir yapım olmuş.

Belgesel kategorisinde olsa da ben daha çok film olarak izledim diyebilirim.



Filmin en önemli özelliği ise filmde rol alan oyuncu olmaması gerçek hayatta kim ne ise onu yansıtıyor olması bu nedenle “belgesel” olarak nitelendirilmesi daha doğru oluyor doğal olarak.


Bir bavul bir dil ile yola çıkan yolun sonunda ikinci bir dille karşılaşan ama pes etmeyen “öğretme”nin yani öğreten olmanın zorluklarını en uçlarda anlatan güzel bir film olmuş.



İzlemeye değer hatta izlemekten keyif alacağınız belgesel film arıyorsanız “İki Dil Bir Bavul” sizi bekliyor olacak.

1 Mayıs 2010 Cumartesi

L'Atalante - Jean Vigo


İnsanın içini sıcacık bir his kaplar yüzünde kocaman bir tebessüm sanki hep oradaymış orada kalacakmış gibi olur ya.... İşte tam bu minvalde bir film L'Atalante

Sinemanın büyüsünü tüm masumiyetiyle izleyiciye aktaran. İnsanın içindeki boşlukları küçük ama büyük hoşluklarla dolduran bir film...



Hiçbir iddiası yokmuşçasına ama sinema adına büyük iddia yaratan bir film çekmek için ayrı bir yetenek gerekiyor... Bu yeteneği Jean Vigo fazlasıyla taşıyor.

Aynı şiir gibi, iyi şiir yazabilmek için kelimelerle oyun oynamaktan öte duyguların özüne inerek onları ifade eden kelimeleri ortaya çıkarmak bir maharettir. Süslemeden, yormadan, yorulmadan...



Güzel olan basittir. Basit olanı yaratmak ise insan için en zor olanıdır. Yakın tarih boyunca insan mantığı doğasını reddederek mükemmel olma çabasından ötürü basit olanı yok ederek hayal kırıklıkları yaratma üzerine üst seviyelerde gezinip durmuştur.

Bu filmde basit ve sade olanın güzelliğini yakalamak veya nasıl bir güzellik olduğunu görmek için sinema adına en iyi örneklerden biri...

Geç de olsa! Teşekkürler Jean Vigo